11 Ağustos 2012 Cumartesi

Annemin Portakallı Keki

İnsan kaç yaşında olursa olsun anne babasının evinde hala evin çocuğu oluyor. Hayatta hepimiz birçok role bürünüp, farklı farklı sorumluluklar aldıktan sonra yeniden evin çocuğu olup kendini güvende hissetmek iyi geliyordur diye düşünüyorum. 
Paris sonrası soluğu annemlerde aldım. Kendimi bazı zamanlarda kedi gibi hissediyorum. Hiç beslemedim ama sevilmek istediklerinde mırlayıp insana sokuluyorlar ya işte aynen öyleyim. Sanki bütün gün miyavlayarak onların peşlerinde geziyorum.  
Annemin yaptığı yemeklerde çoğu şey göz kararıdır ama bir o kadar da kıvamında ve güzel olur. Bizimkiler fazla hamur işi yemezler. Arada çayın yanına yapılır sadece kekler,poğaçalar. Benim yaptıklarım hikayedir onların yanında. Bir keki 50 kere yapsam gene de tariflerime bakarım nedense. 
Bu kez annem, arkadaşı Tülin teyzeden aldığı kek tarifini denemiş. Annem eğer bir keki beğenip tarifini istediyse ve de uyguladıysa gerçekten güzeldir dedim ve Paris te hiç yemediğim kadar hamur işi yemiş olsam da bu keki yemeden edemedim. Mis gibi kokan ve portakalın ilginçtir ki bütün olarak kullanıldığı bir tarif.







PORTAKALLI KEK

3 yumurta
3 su bardağı un
1 portakal
3 yemek kaşığı süt
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı şeker
1/ 2 su bardağı iri kıyılmış ceviz
1/2 su bardağı sıvıyağ

Portakal bütün olarak ,kabuğu ve içi ile birlikte iri doğranır.  Yani birkaç parçaya bölünerek rondoya konur( annem portakalın ortasında ki beyaz lifli olan kısmı temizlemiş) ve 3 yemek kaşığı süt eklenerek bulamaç haline gelene dek çekilir. Karıştırma kabına yumurta ile şeker eklenerek çırpılır. İçine süt,sıvıyağ ve portakal karışımı eklenerek çırpmaya devam edilir. Unu ,kabartma tozunu ve cevizi ekleyerek hafifçe karıştırılır ve 170 dereceye ısıtılmış fırında pişirilir. 
Afiyet olsun. 


10 Ağustos 2012 Cuma

Opera Garnier Paris

Paris te gezip görülecek o kadar çok yer var ki, tüm yorgunluğumuza rağmen gayretle kalkıp ilk gün şehir turunda dışarıdan gördüğümüz Opera Garnier i ziyaret ediyoruz. Önünde her yerde olduğu gibi turist kalabalığı var. Kimi dışarıda fotoğraf çektiriyor,kimi içeri girmek için bekliyor,kimi de yorgunluktan merdivenlere çökmüş dinleniyor. Rehberimizin anlattığına göre daha önce Paris te yapılan opera binaları bir şekilde yangında yok olmuş veya yıkılıp hasar görmüş. 1858 tarihinde 3. Napolyon ve eşi kendilerine düzenlenen suikastten yara almadan kurtulmuşlar. Ertesi günü suikastin yapıldığı yani eski opera binasının bulunduğu yere yeni bir opera binası yapılmasına karar verilmiş. Yapılan yarışma sonucu daha ilk inşaatı olan  Charles Garnier ın tasarımı yarışmayı kazanmış. Binanın içi de dışı da çok görkemli.  


Garnier aynı zamanda bir simetri hastası imiş ve opera binası etrafındaki yüzlerce binayı verilen yetki ile yıktırarak opera binasının önündeki alanın etrafına yeni binalar yapmış ve bu alana ağaç dikilmemesini istemiş. Çünkü binanın her yerden rahat bir şekilde görülmesini istiyormuş. 



Opera ya giriş yan taraftan. 9 euro karşılığında ziyaret edebiliyorsunuz. 


Opera binasının girişi önemli sanatçıların heykelleri ile süslenmiş. 












Sizi tavanlarda Apollo ve Olympos kompozisyonlarının olduğu fuayeler karşılıyor. Merdivenler,avizeler,heykeller çok görkemli. 







Gaston Lereux un romanından Andrew Lloyd Webber tarafından sahneye uyarlanan dünyanın en tanınmış müzikallerinden biri olan Operada ki Hayalet hikayesinin geçtiği yer Opera Garnier. 


Bu tavan süslemesi 1964 yılında Marc Chagall tarafından yapılmış ve süslemede 14 bestekar ve eserlerini anlatan figürler bulunuyormuş. 


Operada ki localar. 


Operanın kütüphanesi. Üzerlerinde eser isimleri ve tarihleri var. Sanırım çalınan parçaların notaları ve alınan notlar bulunuyor. 


Operada yıllar içinde sunulan eserler için hazırlanan sahnelerin minyatürleri cam vitrinler içinde sergileniyor. 









 Operanın bir bölümünde cd,kitap ve hediyelik eşyaların bulunduğu bir mağaza açılmış. Mağaza da ürün çeşitliliği fazla ve güzel düzenlenmiş ama fiyatları çok yüksek. 





Paris te pazar günü hayat duruyor. Tüm marketler,mağazalar ve dükkanlar kapalı. Müzeler açık ama canlılığı yok. Elemen olmadığı için bazı bölümler kapalı veya ışıklandırma yetersiz. Biz Opera yı Pazar günü gezmiştik. Bazı bölümler karanlık ve giriş yasaklanmıştı. Siz giderseniz Pazar günü dışında birgün ziyaret edin derim. 

9 Ağustos 2012 Perşembe

Paris-İstanbul Seferi


Bir haftadır rüyalarımı süsleyen şehirdeydim. 1128 kare fotoğraf ile mutlu ve yorgun olarak döndüm Türkiye ye. Fotoğrafları paylaşmak,öğrendiklerimi yazmak için sabırsızım ama bu gezi konusunda duygularımı anlatan şiirden bir cümle paylaşmak istiyorum.  
Nazım Hikmet "Paris Üzerine Bilmeceler" şiirinde

"Paris te en çok neyi sevdin?
Paris i."

demiş. Tam da söylemek istediğim şey bu işte. 



















Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...