meze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2017 Salı

NAR EKŞİLİ VE ZEYTİNYAĞLI İNCİR


Eskiden çalıştığım okulda, öğlen arası yemek yiyecek yer arardık kendimize. Okul şehir merkezine çok yakın ve hemen yakınında lüks villalar olmasına rağmen dışarıda yeme konusunda kısıtlıydı. Esnaf lokantası,pideci,çorbacı,börekçi,pizzacı ne varsa sırayla denerdik. Bir süre sonra tüm bu mekanlar kalitelerini bozmaya yada o lezzetten ödün vermeye başladılar mı biz de yeni mekan arayışlarına başlardık. İşte böyle bir zamanda nasıl ve kimden duyduk bilmiyorum ama yeni nesil bir steak house tarzı mekan öğrendik. 

Öğlen arası dediğime bakmayın hepi topu 45 dakika. Bizim arabayla buralara gitmemiz zaten 10 dakika,dönüş için de bu kadar derseniz kalır bize yemek için 25 dakika. Ne yediğimizi anlardık ne de şöyle bir dinlenebilirdik. Ama o keşifler, o hızlı hızlı saate bakarak geçen zamanlar çok keyifliydi. Neyse işte bu steak house da kuver olarak masaya bir tabakta minik doğranmış kuru incirler,zeytinyağ ve nar ekşisi ile birlikte geldi. Biz sabırsızlıkla yemeğimizi beklerken bir yandan günün değerlendirmeleri yapılır acele birkaç mesele ortaya yatırılırken mide de yemeğe hazırlanırdı bu kuverle. İlk lokma da itiraf etmeliyim böyle bir lezzet beklemiyordum. Bir kaç lokma sonrasında meseleler bırakılıp bunun içinde ne var diye küçük soru ve incelemelere yöneldi. "Ooo iyiymiş","hiç tahmin etmezdim","evde yapmalıyım","kızlar bundan mutlaka tadın" gibi sözler hava da uçmaya başladı. Mekan güzeldi,yediklerimiz güzeldi,bu incir en az onlar kadar güzeldi. Biraz pahallıya da gelse arada bir oraya gitmeye devam ettik. Sonra eşe dosta tavsiye etmeye başladık. Bir süre daha böyle devam etti. Sonra ben o okuldan ayrıldım,o bölgeden uzaklaştım. Bizim o mekan bir alışveriş merkezinde kendisine yeni ve çok büyük bir yer açmış diye duydum. Gel zaman git zaman eşimle bir hafta sonu bizim o küçük mekana uğrayalım dedik. Siparişleri verdik ve bir süre bekledik,bizim incir yok,sipariş geldi lezzetsiz sıradan bir yemek,garsonlar çoluk çocuk olmuş. Dedik ki hayırdır ne oldu buraya? Aldığımız cevap tasarrufa gittik oldu. Yeni yatırımı sebebi ile bazı şeylerden fedakarlık etmişti bizim mekan. Ah dedik içimizden,yazık oldu. 

Şimdi bazen önünden geçtiğimde hala bizim o telaşla daracık zamanlarda neşe ile yediğimiz yemekler ve incir tabağını sıyırışımız aklıma geliyor,gülümsüyorum. 

Ben de bu lezzeti uzun zamandır evde yapıyor ve dolapta tutuyorum. Masaya koymadan bir süre önce çıkarıyorum ki soğuktan hafifçe katılaşan zeytinyağ yine sıvı hale geçsin diye. Aman aman bir tarifi yok ama gerçekten çok lezzetli bir iştah açıcı. 

Kuru incirleri minik küpler halinde doğrayın ve üzerini hafifçe örtecek kadar zeytinyağı ekleyin. En son damak tadınıza göre nar ekşisini hepsinin üstünden gezdirin. İşte bu kadar. 

Dedim ya ben her seferinde uğraşmaktansa bir seferde incirleri doğrayıp bir cam kaba alıyorum ve üzerini örtecek kadar zeytinyağ ve bolca nar ekşisi gezdiriyorum. Bolca diyorum ama çorba da olmasın. Zira isterseniz tabakta ek olarak nar ekşisi eklenebilir. En son hepsini güzelce kaşıkla karıştırıyorum. İncirler birbirinden ayrılsın ve her yerleri yağ ve ekşiye bulansın,içine işlesin diye. Sonra kapağını kapatıp buzdolabına kaldırıyorum. 

İşte bu kadar basit ama gerçekten çok lezzetli. İkram ederken yanında şöyle bir de tazecik ekmek varsa yemeğin pabucunu bile dama atabilir. 










19 Şubat 2017 Pazar

ADAÇAYLI BARBUNYA



Barbunya, tatlı ve kremamsı kıvamı ve lezzeti sebebi ile sofralarımızda zeytinyağlı olarak yeri her zaman hazır olan yemeklerden. Menü hazırlanırken ya taze fasulye yada barbunya listeye yazılır. Bundan şikayetim yok benim. tam tersine çok severim ama bu şekilde pişirmek barbunyaya bambaşka bir kişilik katıyor. Klasik barbunyanın yanında biraz daha favalı bir tarzı var. 

MALZEMELER

500 gr barbunya
4 diş dövülmüş sarımsak
3 adet defne yaprağı
Bir avuç adaçayı
Servis için de zeytinyağ

YAPILIŞI
Barbunyaları tencereye alın ve üzerini 2 parmak geçecek kadar su ekleyin. Sarımsak,defne yaprağı ve adaçayını da tencereye koyun. Kaynamaya başladıktan sonra altını kısıp kapağını kapatın ve 40-50 dakika boyunca kaynatmaya devam edin. Pişen barbunyaların içinden adaçayını çıkarın ve tencerede soğumaya bırakın. Ilıkken servis için tabaklara alın, çıkardığınız adaçayı yapraklarını da ekleyin ve üzerine bolca zeytinyağ gezdirin. Ben küçük bir tavada zeytinyağını iki diş hafifçe ezilmiş sarımsak ve birkaç adaçayı ile harlı olmayan ateşte 1 dakika kadar çevirdim ve tabaktaki barbunyanın üzerine gezdirip karıştırdım.  Afiyet olsun

Not: Barbunya pişirirken kabuklarının sertleşmesini önlemek için tuzunu piştikten sonra ekleyin. 











Kaynak: Jamie

17 Aralık 2016 Cumartesi

Vişneli Yaprak Sarma



Gençken ne kadar anlamsız gelirdi şu meşakkatli yemeklerin yapılması. Neredeyse tüm gün; ön hazırlığı,yapması,pişirmesi için uğraş sonra sofraya koyar koymaz ilk yarım saat de silip süpürülsün. Nasıl üzülürdüm o, zaman ve yorgunluk için. Zaten gençliğimde çok iştahlı da değildim ben. Yapılmış,yapılmamış çok önemli değildi benim için. Kereviz,pırasa,kapuska olmasın da diğer tüm yemekleri yerim. Ne zaman üniversite sınavına hazırlanmaya başladım o zaman mutfağa girip de elim hamura, soğana değmeye başladı. Demek ki o zamandan belliymiş benim mutfağı terapi merkezi olarak olarak gördüğüm. Canım sıkkınsa ve kafamı dağıtmak istiyorsam beni mutfakta arayın. Kendimi o düşüncelerin içine hapsetmemek için aktif olmam gerekiyor benim. Eğer şu zaman makinesi olsaydı gençliğime geri dönüp geç başladığım tüm meraklarıma daha fazla ilgi gösterirdim. Şimdi o geç kalmışlığın verdiği telaşla yapmak istediğim çok şey var. Hiçbirini atlamamak ve unutmamak için de yanımda hep bir liste taşıyorum. Her konuda yapılması gerekenler yada wish list dediğim yapmayı istediklerim listesi. Yanımda derken gerçekten yanımda. Hem okulda çantamda taşıdığım hem de evde elimin altında bir liste. Üstü çizikler ve eklemelerle,küçük notlar ve işaretlerle dolu. Bu tarif de listedeydi. Nasıl yani demeyin. Blog için yapılacaklar yada denemek istediğim tarifler için de bir liste var. Hem de uzuuuun bir liste. Diyorum size bu yıl psikolojm hiç iyi değil. Belki bu sayede uzun zamandır ihmal ettiğim bloğu daha sık güncellemiş olurum. 
Uzun lafın kısası Vişneli yaprak sarma yapılacaklar listemde vardı. Alaçatı Asma yaprağı n da yedim ve ilk fırsatta yani terapide denendi. O kadar da zor değil yazının girişine bakıp aldanmayın. Ben tarif için dondurucudaki vişneleri kullandım. 
Not; Sarmaların şekil ve boyutlarına takılmayın lütfen. Lezzet süper. Siz daha düzgün sararsınız tabii ben acele ile pek beceremedim. 

VİŞNELİ YAPRAK SARMA

MALZEMELER
Yarım kilo taze veya salamura asma yaprağı
1 su bardağı pirinç
2 kuru soğan
1 su bardağı vişne suyu
250 gr vişne
tuz,karabiber
1 çay kaşığı tarçın
yarım demet taze nane(yerine kuru nane kullanılabilir)
Yaklaşık 1 su bardağı zeytinyağ

YAPILIŞI
Zeytinyağını tencerede ısıtın ive ince doğradığınız soğanları pembeleşinceye kadar kavurun. İçine pirinçleri ilave edin ve sürekli karıştırarak kavurun. Vişne suyunun tamamını,tuz,karabiber ve tarçını ekleyerek suyu çekene kadar pişirin. Yapraklarınız salamura ise fazla tuzunun gitmesi için yıkamayı unutmayın. Taze yaprakları haşlayın ve sularını iyice süzdürün.Sarmaları dizeceğiniz tencerenin dibine yapraklardan birkaç tanesini serin. Vişnelerin çekirdeklerini çıkarıp ikiye bölün. Birazını tencerede sarmaların arasına dizmek ve serviste süsleme yapmak için ayrın. kalanını bir tabağa koyun. Yıkanıp ince doğranmış naneyi ekleyin ve pişen içi kaşıkla harmanlayın, üzerini demlenmesi için örtün. Yaprağı elinizde veya tabakta ,damarlı kısmı içeride kalacak şekilde tabağa yerleştirin ve bir miktar iç alarak üzerine iki parça vişne yerleştirin ve sarın. Tenceredeki sarmaların arasına da vişne taneleri serpiştirin. Tuzunu serpin. Üzerini ağırlıkla kapatın ve üzerini geçecek kadar su ekleyin. Kısık ateşte sarmalar suyunu çekene kadar pişirin. Ilık servis yapın. 
Afiyet olsun. 

















16 Eylül 2014 Salı

Değişim Zamanı


 Geçenlerde anneme diyordum "Huyum suyum değişti sanki benim,dikkat dağınıklığım var gibi." Eskiden elimdeki iş bitmeden başka bir işi ne düşünür ne de yapardım. Şimdi aynı anda 3-4 hatta 5 şeyle uğraşabiliyorum. O anda bakarsanız yarım yarım herşey. Ama dönüp yine de bitiriyorum. Sadece daha sabırsızım. İstemediğim anda bırakıyorum. Evde de bir değişim var uzun zamandır. Yeni eşyalar falan değil. Olanları boyuyorum,değiştiriyorum veya odaya girdiğimde artık beni rahatsız eden yada orada olmasını istemediğim şeyleri kaldırıyorum. Yani büyük bir temizlik içindeyim. Hayatımda beni mutsuz eden yada gördüğümde mutlu olmadığım şeyleri kendimden uzaklaştırıyorum. Etrafımdaki insanlar içinde geçerli bu. Etrafımdaki derken mecburen aynı ortamlarda bulunduğumuz bir süre vakit geçirdiğimiz insanları kastediyorum. Tüm enerjimi alan,ortada hiçbir iş yapmadan sürekli söylenerek dolaşan,hep ve herşeyden mutsuz olan ve beni de mutsuz eden,sürekli iğneleyici laflar sarf eden yada ben konuşurken, ağzımdan çıkan her cümleyi acaba daha sonra ben bunu nasıl kullanırım der gibi dinleyen,sürekli taleplerde bulunan ama hiçbir şeye katkısı olmayan insanları ayıklıyorum hayatımdan. Empati kurmaya çalışıyorum. O insanların da zor zamanlarının olabildiğini yada buna sebep olan bazı tecrübelerinin bulunabileceğini düşünüyorum. Evet bu bazı insanlar için olabilir ama çok gözlemledim maalesef kimilerinin de artık içine işlemiş bu davranış tarzı. Bunu ukalalık olarak algılamayın. Zaman zaman herkesin buna ihtiyacı oluyordur diye düşünüyorum. Kimileri o kadar hoşgörülü ve herkese karşı o kadar iyimserler ki tüm olumsuzluklar onları fazla etkilemiyor gibi. Ben o kadar iyimser değilim maalesef.  En büyük zararım kendime. Bu zararı azaltmak için de seviyormuş gibi davranmaktan,zoraki gülümsemelerden artık kurtulmak istiyorum. Aslında aynı şekilde o insanları da zor durumdan kurtarıyorum. Onlar da beni sevmek zorunda değiller. Düşünüyorum da evdeyken diyorum yani iyileşme sürecinde ve kendimi biraz toparlamış ve artık yavaş yavaş birşeylerle uğraşmaya başlamışken; ne kadar pozitiftim. İşe başlayalı 2 hafta oldu. Artık gördüklerim beni daha fazla rahatsız ediyor. Olur olmaz eleştiriler,yapmacık gülümsemeler,ukalalık taslamalar,sürekli hükmetmeye çalışan insanlar,ucuz ucuz övgüler,bu övgüleri duyup hindi gibi kabaran insanlara artık tahammül edemiyorum. Dedikoduların içine dahil olmak istemiyorum. Sürekli başkalarını yargılayan,fikirler yürüten,ahkam kesen insanlar...Benden uzak olsunlar lütfen. Herkesi eleştirmeyi bırakın artık. İşinize bakın. 
Bayram öncesi yapılan dip temel temizlik gibi iyi geliyor bu temizlik de. Ben de bu temizlik sonrası içimi ferahlasın diye bir bardak Girit usulü Kızılcık şerbeti içtim. Nasıl iyi geldi anlatamam. 







GİRİT USULÜ KIZILCIK ŞERBETİ

MALZEMELER

4 lt su
1 kg kızılcık
300 gr şeker
1 adet çubuk tarçın
3 adet karanfil

Tüm malzemeyi geniş bir tencereye koyup iyice kaynatın. Kızılcıklar dağılmaya başlayınca süzüp soğutun ve soğuk servis yapın. 
(Buradaki şeker miktarı tamamen arzuya göre arttırılabilir. Biz az şekerli sevdiğimiz için yeterli geldi.) 











Bu arada yenileme dedim ya. Mutfaktaki sosluğun içine arkadaşım Pelin Pembesi n den aldığım çiçekleri ektim. Tezgahta onları görmek beni mutlu etti. 





Temizlikten sonra bir de hafif ve güzel bir yemek gerek değil mi? O zaman Kabak çiçeği Lalenge harika olur. Aslında aşağıdaki malzemelerin miktarı çiçeklerin büyüklüklerine göre değişir ama ben size tahmini bir ölçü vereceğim. 

KABAK ÇİÇEĞİ LALENGE

MALZEMELER

15 adet kabak çiçeği 
1 su bardağı lor
1/2 su bardağı beyaz peynir
1/2 demet maydanoz
2 diş sarımsak
arzuya göre çok az nane 

ÇİÇEKLERİ BULAMAK İÇİN

1 şişe soda
un
1 yumurta
tuz

İç malzemeleri bir kapta karıştırın. Dikkatli bir şekilde çiçeklerin içindeki göbek kısımlarını şeker maşası ile alıp yıkadıktan sonra tatlı kaşığı ile iç malzemeyi çiçeklerin içine doldurun. Burada doldurmayı çok fazla yapmayın,çiçekler yırtılır. Hepsini doldurduktan sonra tabağa dikkatlice alın. 
Ayrı bir kapta bulamacı hazırlayın ve dolan çiçekleri yavaşça ama her yeri bulanacak şekilde karışıma batırın. Ve kızgın yağda bu çiçekleri kızartın. Kızaran çiçekleri kağıt havlu üzerine alıp fazla yağını süzdürdükten sonra ılık veya sıcak servis yapın. Yanında sarımsaklı yoğurtla muhteşem oluyor. Ben aynı yöntemle bal kabaklarını incecik dilimleyip,sosa batırdıktan sonra kızartıyorum. o da çok lezzetli oluyor. 

Afiyet olsun. 















28 Haziran 2014 Cumartesi

Çeşit,çeşit...


Ara verdim ama yeni tarifler denemeye ve yeni keşfettiğim lezzetleri evde yapıp bloğa koymak üzere notlar almaya ara vermedim. Hani derler ya uzaktaydım ama kalbim oradaydı. Aynen ben de öyle bir durumdaydım. 7/24 online kalabilen ;bak hastanedeyim,yatıyorum kalkıyorum demeyi sevmediğim için facebook ve instagramdan da uzak kaldım ama dinlenirken instagram vakit geçirmeme yardımcı oldu. Hiçbir yere kıpırdayamadığım için Alaçatı,Paris,Roma ve bizim küçük kasabamızdan mütevazi ve arşivlik fotoğraflarla idare ettiler takipçilerim . Doktor ;"Tamam artık vur kendini sokaklara" der demez bu arayı telafi etmeye çalışacağımdan şüpheniz olmasın. Tabii kısmet olursa. 
Neyse gelelim tariflere. Yaprak sarma Girit usulü. Farkı ne derseniz; içine konan kabak rendesi ve tahin. Ne kabak nede tahin ağızda garip bir tat bırakmıyor. Hoş bir aroması var. Birgün değişik bir lezzet denemek,iftarda veya sahurda hafif lezzetler sunmak isterseniz iyi gider. Bu sarma ameliyattan çok önce yapılmış ve bloğa koymak için fotoğraflanmıştı. Kalem kalem değiller ama benden de kalem kalem sarma beklenmemeli zaten. 





GİRİT USULÜ YAPRAK SARMA
MALZEMELER 
300 gr asma yaprağı
Yarım demet doğranmış maydanoz
2 kuru soğan
1 yemek kaşığı kıyılmış taze nane
2 küçük yeşil kabak
2 domates
1 tk kekik
1 çay kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber
Yarım su bardağı tahin
1,5 su bardağı pirinç
2 patates
Yarım çay bardağı zeytinyağ

YAPILIŞI
Küp doğranan soğanları 2 kaşık zeytinyağında soteleyin. Ve soğumaya bırakın. Kabakları rendeleyin. Domatesleri küçük küpler halinde doğrayın. Bir kaba kabak,domates,nane,maydanoz,soğan,kekik,kimyon,karabiber,pirinç ve tahini ekleyerek iyice karıştırın. Yaprakların içerisine hazırladığınız dolma içlerini sarın. Patatesleri yarım santim kadar kalınlıkta dilimleyip kullanacağınız tencerenin dibine dizin. Üzerine sardığınız dolmaları yerleştirin. 1,5 su bardağı su ve kalan zeytinyağını da ekleyip sarmaların üzerine gezdirin. Sarmaların üzerini bir ağırlıkla kapatıp 25-30 dakika kadar kısık ateşte pişirin. Ilık veya soğuk servis yapın.  


Diğer bir lezzet Tebbule veya daha çok bilinen adı ile Tabbule. Tam yazlık bir tat. Beni tek uğraştıran kısmı yeşillikleri temizlemek,ayıklamak ve doğramak. Bu aralar o kadar sık yaptım ki bir süre yeşillik görmesem olur. Tebbule bir Lübnan mezesi. Bizim kısıra benziyor ama uzaktan. Nanenin verdiği ferahlık ve ekşi ile insanın içini serinletiyor sanki. 




TEBBULE VEYA TABBULE

MALZEMELER
3 domates
3 yeşil soğan
3 demet maydanoz
1 demet nane
2 yemek kaşığı ince bulgur
3 limon
zeytinyağ,tuz 

YAPILIŞI 
Yeşillikleri yıkayıp iyice kuruttuktan sonra ince ince doğrayın. Domatesleri de küçük küpler halinde kesin. İnce bulguru bir salata kasesine alın ve üzerine doğradığınız maydanoz,soğan ve domatesleri ilave edin. Naneyi en son eklemek gerekiyor çünkü diğer yeşilliklerle beraber beklerken salatanın rengini karartıyor. Zeytinyağ,limon suyu ve tuzu da ekledikten sonra naneleri ilave edip salatayı iyice karıştırın. Servise hazır. 
İnsanın yedikçe içini ferahlatan ve doyurucu bir lezzet. İnternette farklı tabbule tarifleri bulacaksınız ama hepsinde de bulgur oranı buna göre fazla. Tabbule bir çeşit kısır değil,benzer noktaları var ama değil. Bu salatanın özelliği bol yeşillik. Arada kaşığınıza bulgur gelecek. Eğer daha da doyurucu olsun,miktarı da arttırmış olayım diye düşünürseniz asıl lezzetten uzaklaşırsınız bence. Tercih sizin. Bekletmeden servis yapın ki yeşillikler sönmesin. Eğer salatayı önceden hazırlayacaksanız naneyi ve sosunu dökmeden üzerini streçleyip kenarda bekletin. Servisten hemen önce sos ve naneyi ilave ederek servise hazır hale getirebilirsiniz. 
Afiyet olsun.


Lezzetli yemeklerden sonra mutlaka iyi bir tatlı olmalıdır değil mi? Bu aralar favorim tabii ki birçok kişinin olduğu gibi mevsim meyveleri ile yapılan hafif tatlılar. Tart yapabilirim dedim. Çilek ideal olur. Kenarlardan akmasını engellemek için ortaya doğru biraz kıvırırsak al sana Galette. Biraz pudra şekeri,yanına vanilyalı bir top dondurma...Yeme de yanında yat. Yapımı kolay. İsterseniz hamuru önceden hazırlayıp buzlukta veya buzdolabında saklayabilirsiniz. Yada güzel,tatlı bir şeftali ile deneyebilirsiniz. Tek dikkat etmeniz gereken kısım tüm tart hamurları gibi yağın içinde erimesine izin vermemek. Bu sıcak yaz günlerinde biraz zor. Ama çözüm hamuru fazla mıncıklamamak ve sık sık buzdolabında soğutmak. Neyse hamurun tarifi Cafe Fernando nun ilk yemek kitabından. (Pardon! Kitap değil ansiklopedi.) Her tarif özenle,anlaşılır ve resimlerle anlatılmış. 




TART HAMURU

MALZEMELER
150 gr soğuk tereyağ
80 gr buz gibi soğuk su
1 tatlı kaşığı elma sirkesi
1+2/3 su bardağı (233 gr )un
1 yemek kaşığı toz şeker
1/2 tatlı kaşığı tuz

YAPILIŞI

1-Tereyağını küçük küpler halinde doğrayıp buzlukta bekletin. 
2-Suyla sirkeyi bir kapta karıştırın ve buzdolabında bekletin. 
3-Un,şeker ve tuzu bıçaklı mutfak robotuna koyun ve kısa sık aralıklarla karıştırın. 
4-Tereyağını ekleyip yine kısa ve sık aralıklarla sadece ufalanıp her yerine un bulaşana dek karıştırın. 
5-Şimdi dolapta bekleyen sirkeli suyu az az robota ekleyin ve hala sıkınca bir araya gelen ama yumuşak olmayan bir hamur elde ettiğinizde sıvı eklemeyi bırakın. 
6-Hamuru streçin üzerine alın ve fazla mıncıklamadan bir araya getirip her yerini streçleyin ve hafifçe üzerinden bastırıp yassılaştırarak buzdolabına kaldırın. 
Kitapta bekleme süresi 4 saat diyordu ama ben o kadar bekleyemem. Yarım saat kadar buzlukta tutup sonra buzdolabında beklettim. Toplam 45 dakika kadar hamuru dinlendirdikten sonra iki yağlı kağıt arasında yaklaşık 4 mm kalınlığında açın. Bu aşamaları Cafe Fernando daha anlaşılır ve resimlerle açıklamış. Ben daha pratik anlatıyorum. 
Hamuru açtıktan sonra doğradığım çilekleri hamurun ortasına elimle dikkatli bir şekilde yerleştirdim. Kenarlarda yaklaşık 3 parmak kadar boşluk bıraktım ki çileklerin üzerine doğru kapatabileyim. Yaklaşık 500 gr kadar çilek kullandım bu tarifte. Hamurun boş olan kısımlarını çileklerin üzerine doğru kapattıktan sonra 190 dereye ısıtılmış fırında 20-25 dakika hamurun üstteki kısımları hafif kızarana dek pişirin. (Bu aşamada benim fırınım güçlü olduğu için ben pişirmeyi 180 derecede yaptım).Fırından çıkan galette biraz ılıyınca çileklerin üzerine çilek reçelinin sulu kısmından veya böğürtlen gibi reçellerin suyundan fırça ile hafifçe sürerek yeniden ıslak görünüm kazanmasını sağlayabilirsiniz. Ben hafif bir mayhoşluk istediğim için limon reçelinin suyundan çok az miktarda sürdüm. Hamurun az şekerli tadı ve çilek ile karışık mayhoşluk güzel bir kombinasyon oldu. Hamurun üzerine biraz pudra şekeri gezdirebilir ve ılık galetteyi soğuk bir top dondurma ile servis ederek birlikte oluşturdukları mutlu birlikteliğin tadını çıkarabilirsiniz.  

Afiyet olsun

Not: 1- Hamurun üzerine pişirmeden önce yumurta sarısı veya başka birşey sürmeye gerek yok.
2- Fırınınızın pişirme şekline göre daha kısa veya uzun sürede pişirme yapabilirsiniz. Fırınınıza göre bu süreyi değerlendirin. 
3- Birçok tarifte galette ve tartlar 190-200 derecede pişirilebilir ama çilek hassas bir meyve üsttekiler yanabilir ve hoş bir görüntü olmaz 








Tebbule tarifi; Dünden Bugüne Lübnan Mutfağı
Galette hamurunun tarifi: Cafe Fernando-Bir Pasta Yaptım,Yanağını Dayar Uyursun



Sofranızdan bereket  eksik olmasın ve ağzınızın tadı hiç bozulmasın. Hepimize Hayırlı Ramazanlar dilerim. 







22 Mart 2014 Cumartesi

Havalar da şaşırdı, ben de ...


Ne değişik mevsim bu böyle. Birgün fırtına,yağmur; iki gün sonra güneş pırıl pırıl gülümsüyor,hava 20 derece. Üzerimde kazakla kalakalıyorum yada dün güzeldi deyip,ince birşeyler aldıysam üzerime ;akşam okul çıkışı keşke diyorum, daha kalın giyinseydim! En çok takip ettiğim site meteorolojinin sitesi artık. Bakmadan çıkamaz oldum. İki kişi bir araya gelse sohbet mutlaka dönüp dolaşıp havanın değişkenliğine geliyor.
Güneş varsa ve benim dersim yoksa veya haftasonu ise yürüyüşe çıkıyorum deniz kenarında. Martıların sesi,balıktan dönen motorların gürültüsü, spor yapanlar,erken davranıp dükkanını açmaya çalışan esnafı seyretmek mutluluk veriyor. Geçenlerde dönüşte balıkçı tezgahlarının önünden geçerken gözüm yeni gelen balıklara takıldı. 
"Nereden balıklar " 
" Karadeniz abla". 
Burada karadeniz balığı makbul, körfez tercih edilmez pek. Tezgaha bakınca sinirlerim bozuldu. Levrek,hamsi,çipura. Yine balık yok. Balıkçıya  " Bu kadar mı ?" diye sordum. 
" Halde bunlar vardı abla,ötekiler çok pahallı. Bu yıl pek balık yok " dedi.
İçimden siz daha yavruyken ne var ne yok hepsini denizden toplarsanız tabii ki şimdi balık bulamazsınız dedim. Zira tüm kış tezgahlar güya satılması yasak olan yavru çinekoplarla doluydu.  
Yakında tekrar balık yasağı başlayacak ama biz daha bu yıl doğru dürüst,zamanında avlanmış ve herkesin alabileceği fiyatta bir balık göremedik ki deniz kenarında oturmamıza rağmen!
Balık yiyemeyince ben de Metro dan dondurulmuş aldığım deniz mahsulleri ile mezeler yaptım bu kış. Alttaki fotoğraflarda midyeli lahana sarma var ki; üzerine limon sosu ile müthiş bir iştah açıcı. Yapılışı da bence yaprak sarmasına göre daha kolay. İç malzemesinin tarifi daha önce tarifini paylaştığım midyeli kabak çiçeği dolması ile aynı. Bu tarifi kuş üzümlü ve fıstıkla yapan kişilerde var ama ben deniz mahsulü ile böylesini daha çok yakıştırıyorum. 




Yanında da Ispanak kökü ekşilemesi çok iyi gitti. Ispanak kökünü kullanmaya yeni yeni başladım. Çoğunlukla pirinçle yemeğinin yapıldığını duymuştum ama ben kışın ıspanağı çok kullandığım için köklerini de yemeklerin yanında bu şekilde çok sevdik. Hem de yapımı çok pratik. 
Bir tencerede tuzlu suyu kaynatıyorsunuz ve 500 gr kadar iyice yıkanmış ıspanak köklerini kaynayan tuzlu suda hafif diri kalacak şekilde haşlayıp süzgeçle süzün ve soğumaya bırakın. 2 diş dövülmüş sarımsak ve 1/2 çay bardağı zeytinyağını 1 limonun suyu ve 1 tatlı kaşığı soya sosu (ben nar ekşisi kullandım) ile çırparak sos hazırlayın. Soğuyan ıspanak köklerinin üzerine sosu gezdirerek servis yapın. 

Afiyet olsun. 










22 Kasım 2013 Cuma

Hayaller,hayaller...


Uzun süren bir hastalıktan ancak kurtulabildim. Bu sürede işe gitmeye devam ettiğim ve orada da sorunlar bitmek bilmediği için bu dönemi biraz zor ve uzun geçirdim. Hastalık geçmek bilmedi. Akşam tam "biraz iyiyim sanki "dediğim de sabah yine ceviz gibi bademcikler ve boğaz ağrısı ile yataktan kalkıyordum. İlaç kullanmayı sevmeyen ben, iyileşemeyince mecburen ilaç kullandım ama onlarda beni bol bol uyuttu. Sersem oldum iyice. Bloğuda ,sizlerin bloglarını da çok ihmal ettim . Bunu telafi etmeye çalışacağım. 
Bu arada okulda kızlarımın( öğrencilerim) da sorunları bitmek bilmedi. Biz çözmeye çalışıp onları sakinleştirmeye çalıştıkça başka bir tanesi öfkelenip,köprüleri yakmaya başlıyor. 
Gençlerin hayalleri var. Aslında hepimizin hayalleri var. Defalarca hayal kırıklıkları yaşasak bile yine de hayaller kurmaktan vazgeçemiyoruz. Masallarla,filmlerle,destekliyorlar bu hayallerini. Bir ev kuracaklar,güzel eşyalarla dolduracaklar,dünyayı gezecekler,güzel arabaları,çok kazandıkları işleri olacak. Ama bunları fazla çaba sarfetmeden elde edecekler. Çalışmadan mezun olacaklar,üniversiteye sınavsız girecekler yine aynı kolaylıkla mezun olup,onları kapıda bekleyen zengin işverenler tarafından işe alınacak ve çuvalla para kazanacaklar. Etraflarında gördükleri öyküler romantik komedi tarzında olmasa da onlar pespembe hayaller içindeler. Bu yıl staj yapıyorlar. Daha 2 ay oldu ama 2 ayın her haftası defalarca bırakmaya kalktılar stajı. "yok olmayacak hocam", "bu iş çok zor" " ben bunu yapamıyorum", "  çok yoruluyoruz" " çok çalışıyoruz" Halbuki en başından beri onlara gerçek bir tablo çizmeye, karşılaşabilecekleri durumlar,insanlar ve olayları anlatmaya çalışıyorum ki hazırlıklı olsunlar ve hemen vazgeçmesinler. . Ama diyorum ya gerçek tüm çıplaklığıyla karşınıza çıkmadan onun gerçekten olabileceğini bilemiyoruz. Herşeyin kolaylıkla elde edilemeyeceğini yaşayarak öğreniyorlar. 
O filmlerde izlediğimiz,kitaplarda okuduğumuz başarı öyküleri...Orada ki kahramanlar; kimse onlara inanmasa bile onlar vazgeçmeyerek hayallerinin peşinden gidip başarıya ulaşıyorlar. Tüm çabalarına rağmen hayatı boyunca hayal kırıklıkları peşini bırakmayan insanlar da var hayatta. Ama onları bilmiyoruz.  Mutlu sonlar filmlerdeki gibi  herkese kolay kolay rastlamıyor.  
Yani öğrencilerimin gerçeklik duyguları mı zayıf ? Hayır öyle demiyorum ,sadece hayal kurmayı seviyorlar. Ama  hayallerini gerçeğe dönüştürebileceklerini hiç düşünmüyorlar. Kendilerine inanmaları ve güvenmeleri gerek. Ve hayallerin birgün gerçek olabileceğine...
Genç kızların birçoğunda vardır sanırım bir kurbağayı prense dönüştürme hayali . Prenses kurbağayı öper ve bir prense dönüştürür. Onun gerçekten bir prens olduğuna inanır mı acaba? Yoksa kurduğu hayali mi gerçekleştirmeye çalışır...? 



Ben kendimi biraz toparlayıp öğrencilerimi de sakinleştirmeyi başardıktan sonra eve geldiğimde sakinleşmek için mutfağa attım kendimi. Kolay ve lezzetli birkaç tarif hazırladım bugün sizinle paylaşmak için. Biri CEVİZLİ ZEYTİN" Benzerini yazın Datça da yemiş ve çok beğenmiştim. Benim ki biraz daha kolay ama yine lezzetli bir versiyonu. 




CEVİZLİ ZEYTİN

Yeşil kırma zeytinlerin çekirdeklerini parçalamadan dikkatlice çıkarın. Zeytinlerinizin büyüklüğüne göre ceviz içinden parçalar kopararak dikkatlice zeytinlerin içine yerleştirin ve zeytinleri servis tabağına dizin. Servis etmeden önce üzerine sızma zeytinyağ ve bir miktar nar ekşisi sosu gezdirin.  




 Bir diğer lezzet milföy hamuru ile hazırlanıyor. Oldukça kolay. Bunun için rulo milföy daha uygun ama ben de yoktu ve kare milföy kullandım. 3 kareyi yan yana ekledim ve merdane ile hafifçe unlayarak üzerinden biraz geçerek incelttim ve ek yerlerini sabitledim. İç malzeme de ki sarımsak ve biberiye hoş  lezzet verdi. 

DOMATES SOSLU MİLFÖY

MALZEMELER

200 gr domates 
2 diş sarımsak
12 adet milföy hamuru ( 1 paket kare milföy kullandım)
40 gr beyaz peynir
2 sap taze soğan
2 adet yumurta sarısı
taze biberiye,tuz,karabiber,zeytinyağ

YAPILIŞI

Sarımsakları soyup dilimleyin. Soğanları ayıklayıp ince ince doğrayın. Tavaya bir miktar zeytinyağ koyup taze soğan ve sarımsakları içine atın. Biraz renkleri dönünce içine yıkayıp doğradığınız domatesleri ekleyin. Biraz çevirin. Beyaz peyniri ekleyin. Peynir erisin içinde. Baharatları ekleyip ılımaya bırakın ve robottan çekin. Milföyleri serin. Domatesli sosu ortasına yayın ve rulo yapın. Yumurta sarılarını çırpın ve fırça ile milföy rulosunun üzerine sürün.  Milföyleri iki parmak kalınlığında dilimleyin. Yağlı kağıt serili tepsiye dizin ve kaşığın tersi ile veya üç parmağınızla milföylerin üzerine hafifçe bastırın. 200 dereceye ısıttığınız fırında kızarana dek pişirin. Üzerine iri fesleğen yaprakları serperek servis yapın. 

Afiyet olsun. 










2 Kasım 2013 Cumartesi

Deniz Kokan Lezzetler


Deniz çocuğuyum ben. Çocukluğum İzmir de geçti. Doya doya çektim iyot kokusunu içime. Avuçladım o incecik kumları. Ellerim,ayaklarım buruşana kadar oynadım denizin içinde. İlk gençlik yıllarında bronzlaşma hevesine istakoz gibi kızardım o sıcak Ege yazlarında. Ne güneş kremi, ne sütü. O zamanlar yok daha. Sırtım ağrıyana dek deniz kabuğu topladım kardeşlerimle, yarışırcasına. Tüm gün denizde,kumsalda olunca, bayıltılmış gibi uyurdum öğlenleri. O zamandan beri pek severim yazları; şöyle hafif esintide öğle uykusunu. Balığın her çeşidini severim.  Babamın ;bizim için midye satıcısının tepsisindeki midyelerin hepsini alışını ,hep hatırlarım. Ağzımız burnumuz midye olur,artık yiyemeyecek hale gelince dururduk. Zaten genelde tepsidekilerde bitmiş olurdu. Başka yerde yaşayacağımı düşünmedim ben. Ailem Aydın a taşınma kararı aldığında ilk zamanlar yaşadığım mutsuzluğu hala hatırlarım. Surat asışlarımı,huysuzluklarımı...Orası da uzak değildi denize. Haftasonları Kuşadasına giderdik. Büyüdüm. Üniversite zamanım geldi. Sonuç Ankara. Orayı da çok sevdim. Ama İzmir gibi olmadı hiç. Yada çocukluk güzeldi. Mezuniyet ve çalışma zamanı gelince çok yakın bir arkadaşıma hep " Keşke küçük bir sahil kasabasına çıksa tayinim " derdim. Neresi mi ? Kocaeli Karamursel. Yıl 1999. Depremden 2 ay sonrası. Tam bir şaşkınlık. Korku,tedirginlik. Aklınıza gelen tüm duyguların 10 saniye aralıkla yaşandığını hayal edin. Bir de Karamursel;  kendi içine kapanık ve tutucu bir kasaba o zamanlar. Neyse uzatmadan... Başladım,çalıştım,tayin zamanı geldi ve ben eşimle tanışıp evlendim. Yani bu kasabaya temelli yerleştim. O eski arkadaşım hep söylediğim sözü hatırlattı.
 " Al sana sahil kasabası işte " 
"İyi de... Ben Bodrum,Kaş,Kalkan veya öyle bir yeri kastetmiştim" dedim. "Aklımdan geçen burası gibi bir yer değildi" 
Alışmam yıllar aldı. İstemedim,sevmedim. Ama ben bunları hissettikçe mutsuz oldum. Sonra güzel yanlarını görmeye başladım. Zaman içinde yaşadığım kasaba açıldı,değişti,yeni ve güzel dostluklar kurdum. Çevre edindim. Şimdi İstanbul a veya çevrede büyük şehirlere gittiğimde bir süre sonra yaşadığım yerin sakinliğini arıyorum artık. Yaşlanıyorum galiba. Pazardan alışverişimi yaparken pazarcı ile sohbet etmeyi,geçerken esnafla selamlaşmayı,her çarşıya çıkmamda tanıdık insanlarla karşılaşıp ayak üstü muhabbet etmeyi ve en önemlisi sahile inip dalgaların sesini duymayı ve  denizin kokusunu almayı seviyorum. 
Ama yine de hemen hemen her yaz huzuru bulmak ,o özlediğim kokusunu içime çekmek için Ege ye gidiyorum. 
Yazdan kalma günler yaşadığımız bu son günlerde buram buram deniz kokan sofralar kurmaya çalışıyorum ısrarla. 

Alttaki fotoğraftaki bitki Kaya koruğu. Deniz kıyısındaki kayaların yarıklarında yada kumluk arazide kendiliğinden yetişir. Oldukça tuzlu ve yoğun aromalı bir tadı vardır. Sert ve etli yaprakları var. Turşusu hazırlanarak saklanır. Daha yumuşak olan kısımları koparıp ayıkladıktan sonra yıkayıp, kavanozlara bastırıyorum ve sarımsak,sirke,tuz ve su ile turşu suyu hazırlayıp kavanoza dolduruyorum. Bir süre sonra kaya korukları bu karışımda yumuşuyor. Suyunuz süzüp üzerine hiçbirşey hele asla tuz eklemeden servis yapabilirsiniz. Tuz eklenmez çünkü içinde zaten denizin tüm kokusu ve iyot tadı vardır. 






Yanına biraz da Midyeli Barbunya Pilaki yaptım. Tüm zeytinyağlılar gibi bir gece dinlenirse muhteşem olur.

MİDYELİ BARBUNYA PİLAKİ

MALZEMELER

250 gr taze iç barbunya
İç midye(dondurulmuş olarak marketten veya balıkçınızdan alabilirsiniz)
2 domates rendesi
2 adet doğranmış yeşil biber
1 adet doğranmış kuru soğan
4 diş iri sarımsak(iri doğranmış)
1 su bardağı 
Zeytinyağ
karabiber
1/2 çay kaşığı toz şeker
tuz

YAPILIŞI

İç barbunyaları hafif diri kalacak şekilde ve midyeleri yumuşayana dek ayrı kaplarda  haşlayın. Soğanı zeytinyağında soteleyin. Rende domatesleri ekleyin ve bir miktar daha soteleyin. Daha sonra suyunu ekleyin ve kaynatın. Kaynamaya başlayınca barbunya,midye,sarımsak,tuz,şeker,karabiber ve yeşil biberi de ekleyip yaklaşık 15 dakika kısık ateşte pişirin. Ilık veya soğuk servis yapın. Üzerine maydanoz ve zeytinyağ gezdirerek servis yapın. 
Not: Ben midyeler iri olduğu için 3 parçaya böldüm. 





Ve masamızda yeni bir lezzet, Gemici Pilavı. 

GEMİCİ PİLAVI

MALZEMELER

15 adet iç karides
10 adet iç midye
1 su bardağı pilavlık pirinç
1 kuru soğan ( doğranmış)
Su
zeytinyağ
1 yemek kaşığı dolmalık fıstık
1 yemek kaşığı kuş üzümü
çeyrak çay kaşığı kimyon
karabiber,tuz

YAPILIŞI

Bir tencerede karides ve midyeyi su ilavesi ile haşlayın. Başka  tencerede zeytinyağında fıstıkları hafif pembeleşene kadar kavurun. Soğanı ekleyin ve pembeleşene kadar sotelemeye devam edin. Pirinci ekleyin. Tuzu da ilave edip hafif ateşte kavurun.Deniz ürünlerini,kuş üzümleri ve baharatları ekleyin. Baldo pirinç ile yaptıysanız 1,5 bardak su ilavesi ile kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirin. ( Ben deniz mahsullerini haşladığım suyu kullandım. ) Ateşi kapatıp ,hafifçe karıştırıp kağıt havlu ile örterek kapağını kapatıp demlenmeye bırakın. Henüz sıcakken üzerine dereotu serperek servis yapın.  









Tarif: Cibalikapı Balıkçısı' ndan 





1 Ağustos 2013 Perşembe

En Sevdiklerimden


İç pilav her yörede yapılan yemeklerden bir tanesi sanırım. Biz de özellikle Kurban Bayramlarında kuzunun kaburgasının içi doldurularak pişirilirdi. Sura tam bir bayram yemeği. Eeeeeeee bir araya gelince maaile yemeğin keyfi de bir başka olurdu yani. Anneannemler Girit ten geldikten sonra Milas bölgesine yerleşmişler. Milas Muğla nın bir ilçesi . Bir teyzem ,iki dayım ve birçok kuzenim hala oradadır. Çocukken bayramlarda  Milas dışında yaşayan tüm kardeşler,torunlar,yeğenler,kuzenler hep beraber toplanırdık. Ben o günleri hayal meyal hatırlıyorum. Bayram yemekleri bahçede kurulan kazanlarda odun ateşinde pişerdi. Öyle dana eti,hindi eti falan revaçta değildi o zaman . Olmazsa olmaz tereyağ ve kuzu eti,mutlaka egenin değişik otları. Böylesine doğal ve kaliteli malzeme ile yapılan yemek de, bir de içine hani derler ya "sevgi katılmışsa" daha bir lezzetli oluyor. O sofraların üzerinden çok zaman geçti. Benim çocukluğumdaki en güzel anlardan bazıları bu sofralardan. Zaman içerisinde anneannemi ve dedemi kaybedince o sofralar da yavaş yavaş yok oldu. O zaman ki eski yemekler de artık daha seyrek hatta neredeyse hiç yapılmıyor. Ne tereyağ artık o kadar lezzetli nede yediğimiz etler. Bozulan hangisiydi? Ağzımızın tadı mı yoksa hep söylediğimiz önce etler sonra sütler mi? Neden bilmem. O günün çocukları büyüdük hepimiz yeni aileler kurduk. Şimdi biz annemleri ziyarete gidiyoruz. Canım benim sevdiğimizden hala yapar bazı eski yemekleri.  Ama içinde sevgi var ya o değişmemiş ki yine de çok lezzetli. Tıpkı o günlerdeki  gibi. 





İÇ PİLAV

MALZEMELER
2 yemek kaşığı tereyağ
400 gr ciğer
silme yemek kaşığı domates salçası
3 yemek kaşığı dolmalık fıstık 
2 su bardağı baldo pirinç 
3 su bardağı etsuyu
bol karabiber,tuz

YAPILIŞI
Eğer yüzeyi yapışmaz bir tencereniz varsa tüm işlemin aynı kapta yapılması mümkün olur(teflon veya seramik tencere) Tencereniz çelikse ciğer soteleme sırasında tortusunu salacağından tencerenin yüzeyinde bir tabaka oluşturacak ve hem pilavınızın rengini hemde tadını değiştirecektir. Bunun için ciğeri ayrı bir tavada soteleyip daha sonra başka tencereye alacağız. 
(ben çelik tencerede yapılıyormuş gibi işlemleri yazacağım ama siz yapışmaz yüzeyli tencerede  aynı sıra ile hepsini aynı yerde yapabilirsiniz.) 
Ciğer olarak kuzu karaciğeri veya tavuk ciğeri kullanabilirsiniz. Bunları rondoda çekmeyin peltemsi bir hal alıyor o zaman. Çift bıçak kullanarak ve bıçakları zıt yönlerde ama birbirine yakın hareket ettirerek ciğerleri minik minik kıyın.  Bir teflon tavada tereyağında minik doğranmış ciğerleri suyunu salıp tekrar çekene ve rengi dönene dek soteleyin. Artık ciğer çıtırdamaya başlasın. İçine bu aşamada bol karabiber atın ve karıştırın. Dolmalık fıstıkları ekleyin. (Bunun yerine aynı miktarda küçük küçük doğranmış cevizde aynı işi görür.) Şimdi hepsini birden fıstıklar da kavrulana ve ciğerin lezzeti ile birleşene dek kavurun. İçerisine yaklaşık 1 yemek kaşığı kadar salça ekleyin ve ciğerlerle iyice karışana kadar soteleyin. Ateşin altını bu sırada biraz kısabilirsiniz. Bu karışımı daha sonra pilavı pişireceğiniz tencereye alın. Üzerine bol suda yıkanmış pirincinizi ekleyin ve pirinçler şeffaflaşana yada metalik sesler çıkarmaya başlayana kadar ciğerli karışımla birlikte sotelemeye devam edin. Bu aşamada sürekli karıştırmak gerekli. Tuzunu ekledikten sonra etsuyunu kullandığınız pirincin cinsine göre tencereye ekleyin ve hızlıca bir kere karıştırıp kapağı kapatın. 
Pilavın suyu fokurdamaya başladığında altını kısın. Suyunu çeken pilavı aynı yönde ve alttan yukarıya doğru ezmeden birkaç kez havalandırıp üzerine kağıt havlu veya temiz bir bez kapatıp demlenmeye bırakın.  
İç pilav aslında adı üstünde içi malzeme olarak kullanılan bir lezzet. yani bütün tavuğun içini doldurabilirsiniz yada bizim yaptığımız gibi yanına parça tavuk veya et ile servis yapabilirsiniz.  








TARATORLU TAZE BÖRÜLCE

Bu yıl ilk kez annemin isteği ile birkaç kök ektiğim börülce tohumundan iki avuç taze börülce elde ettim. Bu kadarcık börülce ile ne olur derken aklıma geldi bu tarif. Börülcenin hem tazesi hemde kurusu çok sevilir bizde. Birçok yerde bilinmeyebilir. Pazarlarda da pek bulunmaz belki. Ama eğer denk gelirseniz şöyle taze fasulyeye benzeyen ama ondan daha ince ve zarif bir görüntüsü vardır bu sebzenin. Çoooook uzunu vardır bir de onu pek sevmem ben. Lezzetli değildir o kadar. Börülceyi fasulye gibi kılçıklarını ayıkladıktan sonra yıkayın ve tuzlu suda haşlayıp süzün. Biraz ekmek içi,dövülmüş sarımsak,zeytinyağ,limon ve ufalanmış ceviz içini bir kapta iyice karıştırın. Taratorunuz hazır. Börülceleri servis tabağına alıp taratoru üzerine dökebilir veya yanında servis edebilirsiniz. 

Afiyet olsun. 







17 Mayıs 2013 Cuma

Selanik Usulü Peynirli Biber


Aman aman kızartma yapan ve tüketen bir insan olmadım hiçbir zaman. Sadece yaz geldiğinde biber,patlıcan ve domatesi kızartıp yoğurtlamayı severim. Ama bu peynir dolgulu biber aylardan beri havalar ısınsa, biber çıksa ve ben de yapsam dediğim bir tarif. Lor da benim en fazla kullandığım malzemelerden biri. Joker gibi. Tatlı-tuzlu herşeye gider. Kolay bulunur ve ekonomik. Yağlı da değil. Yani "yemekte dürüstlük" tabirine uyabilecek bir tarif. Bu deyimi yeni öğrendim ve çok sevdim. Yemekte dürüstlük denen şey; Elinizdeki kısıtlı olan malzemeleri tuhaf şekillere sokmadan sadece malzemenin lezzetini ortaya çıkararak basit,besleyici ve uygun fiyatlı yemekler için kullanılıyor. 
Bu tür lezzetlere açıksanız size de tavsiye ederim. Her lokmada biberin,lorun,içindeki baharatların,domates ve sarımsağın tatlarını damağınızda hissediyorsunuz. 





MALZEMELER

5 adet çarliston biber
100 gr çökelek ama ben loru tuzlayarak kullandım
karabiber
maydanoz,nane
kızartmak için sıvıyağ

DOMATES SOS İÇİN

2 domates rendesi
3 diş sarımsak
1 yemek kaşığı biber salçası
tuz

YAPILIŞI

Bu tarif için içini rahatlıkla doldurabileceğiniz şekli düzgün ve fazla kalın kabuklu olmayan biberleri seçin derim ben. Çekirdeklerini çıkarıp,yıkayın ve kurulayın. Tarif için aslında Ege de kolaylıkla bulunan çökelek peyniri kullanılıyor ama ben buralarda bulamadığım için tuzsuz loru damak zevkime göre biraz tuzlayarak kullanıyorum. Maydanoz,nane ve baharatları da ekleyerek peyniri güzelce karıştırın. Kekikli veya biberiyeli karışımda  içinde güzel oluyor.  Biberlerin içini bu karışım ile elinizle veya kaşıkla iyice doldurun. 
Çok az zeytinyağında ezilmiş sarımsakları ve domates rendesini soteleyin. İsteğe bağlı olarak biber salçası da ekleyebilirsiniz ama ben kullanmıyorum. Daha sonra doldurulmuş biberleri, kızgın sıvıyağda her yerini kızartın ve kağıt havlu üzerine alarak fazla yağını çektirin. 
Domates sosu ister yanında isterseniz üzerine dökerek sıcak veya ılık servis yapın. 
Afiyet olsun. 





Her anı güzelliklerle dolu , hafızalarımızda yer edecek bir haftasonu diliyorum. 





2 Mayıs 2013 Perşembe

Bezirgeni (Mmmmmmm!)


Tüm çocukluğum boyunca sabahın köründe, bir telaşla kalkıp,ille de "kahvaltı yapmadan olmaz" nidaları arasında zoraki yaptırılan kahvaltılardan hiç hoşlanmadım. Daha ben uyanmamışken midem nasıl uyanabilir ki? Ne yediğimin ,lezzetinin farkına varmadan...O zamandan belliymiş keyif insanı olduğum. Biraz büyüyüp de üniversite hayatı başladığında da artık kahvaltı yapmak yerine hep mısır gevreklerine özendim. Yada bir fincan çay ve yanına simit,poğaça,börek uzun süre favorim oldu. Bana göre o bizim klasik kahvaltılarımız asla aceleye getirilmez. Şöyle telaşsız,hepbirlikte tadına vara vara keyifle yapılmalı. O çay güzelce demlenmeli. Yıllar geçip de çalışma hayatına başladığımda şöyle erken kalkıp da özenle masa hazırlayıp kahvaltımı yaptıktan sonra güne başlamaya istesem de uyku daima ağır basmış ve son dakika atıştırmalıkları ile bu güzel saati kaçırmıştım. Yaş ilerlemeye başladıkça da kahvaltılar daha bir özlenir oldu benim için. Haftasonları için planlar yapmaya başladım. Arkadaşlar kahvaltıya çağrıldı. Bunda daha samimi olduğunu düşündüğüm mutfak sohbetlerinin de payı var tabii. Belki biraz da kahvaltı sonrası bir Türk kahvesinin. Sonra sonra bizim kahvaltı sofrasına yeni tarifler eklenmeye başladı. Bu öyle bir hal aldı ki artık saatler süren ve güçlü kahvaltı sonrası, öğle yemekleri daha ileri saatlere atıldı. Nihayet kahvaltı benim için hakettiği yeri almıştı. 
Benim Antakya merakımdan daha önce bahsetmiştim. Bu tarif Antakya mutfağına ait ve bizim evde öyle çok sevildi ki en son kahvaltı sofrasında yerini aldı. Bir parça kızarmış ekmek üzerinde silip süpürmek için çok uygun. Yanına mutlaka bir fincan çay. 
Bu tarif aslında Antakya da genelde evlerde hazırlanan bir meze türüymüş. 

BEZİRGENİ

MALZEMELER
10 adet kurutulmuş biber
1/2 demet ince kıyılmış maydanoz
1 adet küp doğranmış orta boy soğan
2 dal ince kıyılmış taze soğan
1 çay bardağı zeytinyağ
tuz

Kurutulmuş biberleri sıcak suda kaynatın ve suyun içinde soğumaya bırakın. Daha sonra süzün ve doğrama tahtası üzerinde bir bıçakla doğrayın. Bir kaseye alın. Tavada doğranmış soğan ve zeytinyağını soteleyin,Kıyılmış biberleri ekleyin. İyice karıştırın ve ocaktan alın. İçine taze soğan ve maydanozu ilave edip harmanlayın. Tuz ile tatlandırın. Ilık veya soğuk servis yapın. 
Afiyet olsun.   






Tarif: Jale Balcı
Antakya ve Yemekleri






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...