9 Mart 2013 Cumartesi

Sokak, sokak...


Söz . Başka Roma fotoğrafı veya postu yok. Bu son. Ama şehrin asıl ilginç olan yeri sokakları,özellikle de arka sokaklarıdır. Bu post sadece Roma nın sokakları ile ilgili. 


























Roma da bir pazar yeri. 










Pantheon tapınağı. İçinde büyük sanatçı Raphael in mezarı bulunuyor. Binanın kubbesi dönemin en önemli eserlerinden. Büyük ve ağırlığı kaldıracak bir kaidesi yok. Tek aydınlatma kaynağı kubbenin tepesinde yapılan delik. Yağmurlu havalar da bu delikten içeriye giren yağmur sularını atmak için yere gider delikleri yapılmış. Tapınağın tarihi önemi çok büyük ve bulunduğu meydan da birçok lezzetli yemekler yiyebileceğiniz restoranlar mevcut. 







6 Mart 2013 Çarşamba

Nihayet...


Fi tarihinde boyadığım iki ahşap kutum vardı. Birini hemen peçete tekniği kullanarak tamamladım. Şimdi mutfağımda  içine kabartma tozlarını,mayaları ,karbonatları koymak için kullanıyorum. Diğer kutu...İşte o ,o zamandan beri birşeylere dönüşmek için beklemekte. İçime sinen fikirler bulamadım şimdiye dek. Gittim geldim elime aldım. Evirdim çevirdim. Ama yok ,olmadı. Aldım tekrar beklemesi için dolaba koydum. Geçenlerde birden bire olduğu yerden aldım. Yanına dantellerimi,Paris ten aldığım dekoratif bantlarımı,deniz kabuklarımı ve daha ne kadar ıvır zıvır varsa çocuk gibi hepsini döktüm masaya. 




Dedim ya; pratik insanım ben. Aldım siyah puanlı bantımı,kutunun etrafına güzelce yapıştırdım. Bir sıra da ince pamuk dantel,sonra yine bant. 






Baktım hoşuma gitti kapağın etrafına da bir sıra dantel yapıştırdım. Kapağın en üstüne de kurumuş deniz yıldızını şeffaf silikon ile sabitledim. Veeeee bitti. Demek ki aylarca bunun için bekletmişim ben onu. İçine de çekmecede yığılan kartvizitleri yerleştirdim. 






Ve bitmiş haliyle yerini aldı bu küçük kutu. 
Sıra da diğer yarım kalmış projeler var. 






5 Mart 2013 Salı

Kendi Kendime...


Annem de, en küçük teyzemde sık sık dikiş dikerlerdi ben küçükken . Daha kumaşı görür görmez ne olur,modeli nasıl olur kafalarında canlanırdı. Hele annem ;dikerken bir o kadarda titiz davranır,kumaşlar düzgünce serilir,kalıplar çıkarılır (hep de kalıp çıkarma işi bana verilirdi.) yönü güzelce belirlenir,hizalanır,sabunla çizilir,kesilir,teğellenir ve daha uzayıp giden bir sürü iş. Çocukluğum ve gençliğim boyunca hep bu sahnelere şahit olsam da hiç ilgimi çekmedi hatta hiç hoşlanmazdım şu dikiş işinden. O kadar ince detaylar beni hep sıkardı. O zamandan bu zamana ne oldu da ben dikiş makinesi alıp,kumaş seçip modellere bakar hatta ufak ufak diker oldum bilmiyorum. Ama bir şekilde bulaştım işte. Dikiyorum derken öyle aman aman birşeyler diktiğimi sanmayın. Peçete,masa örtüsü,kırlent,runner ve ıvır zıvır. Bunlar da oldukça pratik şekilde dikiliyor aslında. Hala kalıp çıkarmak bana uzak hele teğel. Hiç uğraşamam. Sıkıntılı insanım ben. Öyle fazla aşamalı işlere hiç bulaşmamaya çalışıyorum. 
Uzun zamandır gene uzak kaldım dikiş makinesinden. Ortadan kalktı mı tekrar açılması,işe başlanması hep erteleniyor benim için. Baktım git gide arayı soğutuyorum dikişle, vazgeçmeden hemen makineyi çıkardım ortaya. Ne yapsam diye bakınırken kırlent yapma fikri daha yakın geldi bana. Kumaşları da aldım yanıma. Dümdüz kes ,dik ,çevir,içini doldur tamamdır. "Üzerine bir de şu dantel raf örtülerinden tutturdum mu? oldu bitti" bence. 




Beyaz kumaş üzerine yaptığım kırlentler daha güzel göründü gözüme. Diğerinde sanki alttan kumaşın rengi vurdu. Biraz kullanayım da gözüme batarsa üzerine başka birşey monte ederim. Farklı kumaş parçaları,desenler yada motiflerle salona değişik bir hava verebilirim. Biraz böyle kullanayım da. 




Kırlent dikmek iyi hoş da şu fermuarın uçlarını kumaşa düzgünce dikmek beni çok uğraştırdı. Annem olsaydı yanımda eminim bu kadar uzun sürmezdi bir kırlenti dikmek. 
Bir ara bilenlere sormak lazım şu fermuarları kırlente dikmenin pratik yolu nedir acaba?










Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...