10 Şubat 2013 Pazar

Kalp Kalbe Karşı mı?


Malum 14 Şubat geliyor. Yerli, yabancı birçok blogda tatlı bir hazırlık. Her yerde ,her şeyde kalpler var. Pembeler,kırmızılar,ışıltılar,pullar,simler...Bu kadar güzel şeyler görünce dayanamadım,ben de birşeyler hazırlayayım dedim. Yaklaşık 1,5 aydır bir sağlıklı beslenmedir aldı yürüdü bizim evde. Kek,kurabiye,börek,çörek yok. Ama bu da nefis yani. Bir yerden sonra insan dayanamıyor. Mutfağa girince demokrasilerde çareler tükenmez dedim ve kepekli tost ekmeğinin içini önce kalpli kurabiye kalıbı ile çıkardım ve çıkan kalbi tekrar yuvasına koyup ekmek kızartma makinesinde kızarttım. Teflon tavayı yağsız bir şekilde iyice kızdırdım ve kalbin çıktığı boşluğa 1 yumurta kırıp kısık ateşte ağır ağır yumurta pişene kadar bekledim. Üzerine biraz tuz ve karabiber. Sonra da sıcak sıcak servis. Yanına belki meyve,belki domates ,salatalık. Yanına bir fincan çay. Harika oldu. 





Yaparken aklıma geldi de bu şekilde kahvaltı yapma sorunu yaşayan çocuklara da bir çözüm olabilir. Kalp yerine farklı hayvan figürlü kurabiye kalıpları kullanarak aynı şekilde sunulabilir. 




Hazır başlamışken bir de pankek yapayım dedim. Tabii yine kalpli. Blogda daha önce verdiğim pankek tarifini kullandım ama 1,5 su bardağı beyaz un yerine aynı ölçünün yarısını yulaf ezmesi yarısını tam buğday unu kullandım. Yine iyice kızmış ama yağsız teflon bir tavada kaşıkla dikkatli bir şekilde kalp şeklinde önlü arkalı pişirdim. Tadı güzel oldu. Yulaf ezmesi de vicdanıma iyi geldi. 



9 Şubat 2013 Cumartesi

Vezüv ün Eteğindeki Pompei

Turumuzun 2. gününde durağımız Pompei idi. Ve daha sonra da yakındaki Napoli şehri. 
Pompei ve Napoli ye Roma dan otobüsle 3 saat süren bir yolculuk sonrasında ulaşıyorsunuz. Otoyolun etrafında yemyeşil çiftlikler,eski kilise ve şatolar var. Sabah saatlerinde biz yoğun bir sis içinde gittiğimizden ancak onların tabelalarını görebildik ve rehberin yönlendirmesi ile, gözleri kısarak hayal meyal birşeyler seçmeye çalıştık. 
Herkes o kadar heyecanlıydı ki... Sonuçta Pompeiye gidiyoruz. O yol git git bitmedi sanki. Nihayet geldiğimizde ise sis biraz dağılmış ama asıl başrol oyuncusu olan ve görmek için sabırsızlandığımız Vezüvü saklamıştı. 
Pompei İtalya da Napoli şehri yakınlarında Vezüv dağının eteklerine kurulmuş bir şehir. Pompei halkı bulundukları dönemde zenginlik,refah ve bolluk içinde yaşıyormuş. Şehir 8 kapılı ve büyük duvarlarla çevrili. Şehir planına baktığınızda sanki bir balığa benziyor. 




Antik şehre biletle Porta Marine denilen kapıdan giriliyor. Fotoğrafta selvi ağacının yanında, duvara asılı duran kancalara o dönem gemiler bağlanırmış. Şu anda deniz yaklaşık 5 km uzakta. Pompei bir ticaret şehri olduğu için sık sık gemiler,denizciler ve tüccarlar geliyorlarmış. 




Limanın hemen yanında daha şehre girmeden kırmızı renkte görülen kalıntılar şehre gelen denizci ve tüccarların zührevi hastalıklar taşımaları ve şehre temizlenip girmeleri amacıyla yapılmış hamamlarmış. 





Pompei sokakları... Şehir ızgara planına göre inşa edilmiş. Yani bundan 2000 yıl önce şehirde hava akımının rahat sağlanabilmesi ve düzgün bir şehir planlaması için caddelerin,sokakların birbirlerine paralel ve  90 derece açı ile yapıldığı bir planlama. Bugün Amerika gibi ülkelerde görülen bir şehir planlaması. 
Bu arada fotoğraflarda fark ediliyor mu bilmiyorum ama kaldırımları var. Daha o zamanda bunu düşünmüşler. 2013 de hala bazı şehirlerimizde kaldırımı bırak yol bile olmadığı düşünülürse...




Halk sandalet giydiğinden, yağmurda sandaletlerinin ıslanıp bozulmaması ve kokmaması için ( deri olduğundan) ,insanlar ayakları ıslanmadan karşıya geçsinler diye yolun ortasına büyük taşlar koymuşlar. Yağmurda taşların üzerinden karşıya geçiyorlar. Bu taşlardan her sokakta ve caddede sık sık var. 
Fotoğrafta yolda taşların arasında bizim kamyonların lastiklerinin yollarda bıraktıkları izler gibi izler var. Bu yumuşak kireç taşından yapılmış yollarda gemilerle gelen yükleri taşıyan arabaların tekerleklerinin bıraktığı izler. Arkeologlar bu izlere,derinliğine ve bunun gibi şeylere bakarak yaklaşık ne kadar bir ağırlık taşındığı ,ne tip arabalar kullanıldığı bilgisine ulaşıyorlarmış. 



Halk çok zengin olmasına rağmen aralarında kölelerde varmış. Bu zenginlik ve debdebe içinde sapkın davranışlar görülmeye başlanmış. Şehirde, bizim hepsini görmemiz mümkün olmadı ama tapınaklar,bazilikalar,çamaşırhaneler,tiyatro ve müzik okulu ve daha birçok bina varmış. 
Çamaşırhane deyince bana ilginç gelen birşey öğrendim. Şehirdeki çamaşırhanelerde köleler gelen kirli çamaşırları havuzlarda ,ayakları ile çiğneyerek yıkıyorlarmış. Bunun neresi ilginç diyeceksiniz ama kiri ve yağ lekelerini çok iyi çıkardığı için ( içindeki asit nedeni ile ) insan idrarı kullanılıyormuş. Yıkama havuzundaki asit oranının azalmaması gerektiğinden, çamaşırhanelerin önüne özel kaplar konuluyor ve ihtiyaç duyan insanların idrarlarını bu kaplara yapmaları teşvik ediliyormuş. 
Şehrin ortasında bulunan ve sık sık eğlencelerin düzenlendiği Forum. Çok geniş bir alan. Zaman zaman buralarda müzikli eğlenceler düzenleniyor,bazen köleler birbirleri ile dövüştürülüyor yada vahşi hayvanlara karşı savaşmak zorunda bırakılıyorlarmış. Sahiplerinin köleler üzerinde herşeyi yapma gibi bir hakları da varmış. 





Roma hamamları ile de meşhurmuş. Roma da hamamlar 3 bölümden oluşuyor.1. bölüm ılık olan bölüm. İnsanlar önce burada biraz vakit geçiriyor ve vücutları yavaş yavaş ısınıyormuş.





2. bölüm biraz daha sıcak. Duvarlar çeşitli resimler ve heykeller ile süslü. 





Son bölüm ise hamam bölümü. Bir tarafta havuz ve yine duvarlarda farklı süslemeler. 





Şehir de aynı zamanda bir restoran mevcut. Fotoğrafta bir şarap fıçısı. 





Tarihin ilk restoranımı bilmiyorum ama 2000 yıl önceden . İnsanlar bu tezgahın etrafında toplanıp içkilerini içerlemiş. 







Bir gladyatör okulu. Burada gladyatör olmak isteyenler için bir eğitim veriliyormuş. Gladyatör olmak o dönemde çok önemli. 







Ve forum alanının hemen yanındaki bölümde şehirde bulunan çeşitli eşyalar,mobilyaların sergilendiği bir bölüm bulunuyor . Bu da onlardan biri. Belki Pompei de ölen halkın resimlerini gördüğümden beri onların taşlaştıklarını düşünüyordum. Meğerse üzerlerine yağan madde ve birazdan anlatacağım ölüm şekilleri nedeni ile kemikleri dahi dokunur dokunmaz kırılmış cam gibi dağılıyormuş. Bilim adamları da kemikleri ile toprak arasında kalan boşluğa bir çeşit alçı enjekte etmişler ve vücutları ancak bu şekilde topraktan çıkarabilmişler. 




O Tarihte halk Vezüv ün bir yanardağ olduğunu bilmiyormuş. Aslında yanardağ nedir onu bile bilmiyorlarmış. Önce küçük,daha sonra orta şiddette depremler başlamış. Halk bunu gelip geçici diye düşünmüş. Daha sonra küllerini savurmuş ve gökyüzü simsiyah olmuş. Soludukları duman onları rahatsız etmeye başladığında neler olabileceğini farkedememişler. Dumanlar yükselip de kum taneleri ve çakıl büyüklüğünde taşlar yağmaya başlayınca halk o zaman paniğe kapılmış ve üzerine taş isabet edenler,yağan taşlardan evleri çöküp altında kalanlar ve zehirli gazı soluyanlarla halk kayıplar vermeye başlamış. Birçoğu limana doğru kaçmaya başlamış ve yaşanan sarsıntıların etkisi ile kabaran ve dev dalgalar oluşturan deniz insanları geriye Vezüv e doğru yönlendirmiş . Kızgın küller ve lavlar önüne çıkan ne varsa üzerini örtmeye başlamış. O zamanki durumu inceleyen bilim adamları ölümleri şöyle tasvir etmişler. Zehirli ve kızgın dumanı ilk soluduklarında sanki sıcak kor yutmuş gibi olmuşlar. İkinci soluk da ciğerleri pişmiş. Sonunda nefes almak için de kusmak zorunda kalmışlar. 
Etraflarında yaşanan paniğe dayanamayan ve bu yavaş! gelen ölümden korkanların bir kısmının zehir içerek intihar ettikleri anlaşılmış. ( Bulunan zehir şişelerinden ve içindekinden yapılan araştırmalardan) 
3 gün Vezüv küllerini kusmaya devam etmiş ve şehrin üzerini tamamen örtmüş. Birkaç saat içinde 20 000 kişi ölmüş. 
1709 yılında başlayan ve uzun yıllar süren kazılarda arkeologlar insanları öldükleri andaki halleriyle ve son gün pişirilen ekmeği fırındaki haliyle bulmuşlar. 




Postun kapanışında "Ve Ta Ta Taaaaaammm " diye kocaman,görkemli bir Vezüv fotoğrafı göstermek isterdim size ama dediğim gibi sis ancak bu kadar çekmeme izin verdi. Arkada birazcık da olsa dağın bir kısmı. 
Antik şehrin birçok kısmında restorasyon çalışmaları vardı ve bazı bölümlere de giriş izni yoktu. 




Ve çıkarken şehrin dışarıdan görünüşü. Şimdi çok sessiz ama o dönem de neler yaşanmış. 




Vezüv sönmüş bir volkan değil. Bunca yaşanandan sonra insanların nasıl olur da hala ona bu kadar yakın hatta eteklerinde oturabildiklerine inanamadım. Toprakların çok bereketli olduklarını duymuştum ama insan nasıl bu kadar geçmişi unutabilir? 
Her yerde evler,bahçeler...inanamadım. Hiç mi korkmuyorlar? 
Aşağıda deniz kenarında da koskoca bir liman kenti olan Napoli. Napoli ayrı bir film. Çok enteresan bir yerdi. Filmlerdeki İtalya gibi. Neyse bu post fazla uzun oldu. İtalya dan size gına geldi biliyorum ama az daha dayanın. Daha Colloseum var. Orayı görmeden Roma dan ayrılmak olmaz. 
Sonra Napoliyi de ben bir araya sıkıştırır anlatırım size. 





7 Şubat 2013 Perşembe

İspanyol Merdivenleri


Roma da 3. durağımız Piazza Di Spagna meydanı. Ünlü, İspanyol Merdivenlerinin de bulunduğu meydan. Ama meydanı asıl önemli yapan 17. yüzyılda İspanyol Büyükelçisinin kaldığı binayı barındırıyor olması. O dönemde İspanyol olmayanların bu meydana girmeleri yasaklanmış ve bu yasağa uymayanlar yakalanarak İspanyol deniz kuvvetlerinde çalışmaya zorlanmışlar. Fotoğrafta Meydana adını veren bina var.




Büyükelçilik binasının hemen önünde büyük bir sütun bulunuyor. Bu sütunun altında müzik aletleri çalan Tanrılar ve sütunun tepesinde ise bir Meryem Ana heykeli var. Papa her yıl 8 Aralık günü buraya büyük bir törenle gelip vinçle sütunun tepesindeki Meryem Ana heykeline kadar çıkıp eline çiçekler asar ve kutsarmış. Fotoğrafta Papanın astığı çelenk görünüyor. 




Piazza Di Spagna meydanının tam ortasında ve İspanyol merdivenlerinin altında bir tatlı su çeşmesi yerleştirilmiş. Çeşmenin ismi Fontana Della Barcaccia yani Eski Gemi Çeşmesi. Çeşme 1600 lü yıllarda Bernini nin babası tarafından yapılmış. Batmış ve etrafından sular akan bir gemi görünümüne sahip. Baba Bernini nin çeşmeyi bu şekilde yapmasının nedeni yine 1600 lü yıllarda Tiber nehrinin kenarına duvarlar yapılmadan önce nehrin taşıp meydanın 1 metre sular altında kalmasıymış. Sular çekildiğinde geriye, karaya oturmuş bir gemi kalmış.
Baba ve oğul Berniniler harikalar yaratmışlar bence. 




1700 lü yılların ilk çeyreğinde meydanın tepesinde yer alan Trinita Dei Monti kilisesini meydana bağlamak için merdiven yapılmasına karar verilmiş ve o dönem bir Fransız diplomatın bıraktığı para ve  papanın da katkısıyla bu merdivenler inşa edilmiş. 135 basamaktan oluşan bu merdivenler, o kadar meşhur olmuş ki tüm dünyadan turist akınına uğramış. Birçok filmde de arka planda görünen bu kilise ve merdivenler hiç boş kalmadığı için insanlar olmadan fotoğrafını çekmek imkansız olarak görülüyor. 
Bu arada Roma da hırsızlık çok fazla. Paris te de aynı şekilde uyarmışlardı bizi ama burada organize çalışıyorlarmış. Grup olarak kimsenin başına birşey gelmedi ama bunun için ekstra çaba sarfettik diyebilirim. Gidenlerin aklında bulunması için en son numaralarını anlatmak istiyorum. Rehberimizin aktardığı bir olay ve grubunda ki bir subayın başına gelmiş. Subay ve ailesi Roma da gezerlerken Sivil bir araç yanlarında duruyor ve içinden inen siviller kendilerini polis olarak tanıtıp, pasaportlarını ve çantalarını görmek istediklerini söylüyorlar. Çetin ceviz çıkan subay hiçbirini gösteremeyeceğini karakola gitmek istediğini ve oradaki polislerin gerekli kontrolleri yapabileceğini söylüyor. Subayı korkutamayan adamlar tekrar araçlarına binerek gidiyorlar. 
Ayrıca güvenilir bulmadığınız yerlerden alışveriş yaparken dikkatli olunması konusunda da uyarıldık. Zira paketleme işlemini yaparken kutunun içine satın aldığını ürün değil de başka birşeyler konabiliyormuş. 
Etrafınızda sürekli isterseniz sizin makineniz ile fotoğrafınızı çekebileceklerini söyleyen insanlar dolaşıyor. Biz gerek görmedik ama bana çok şüpheli geldiler. Artık paranoyak oluyor insan bu kadar kalabalıkta. 
Roma da polis dışında bir de Carabinieri dedikleri jandarmaları var. Gezdiğimiz yerlerde sık sık rastladık. İsimleri bana çok ilginç gelmişti. Sanki mafya ismi gibi. 





İspanyol merdivenlerinin tam karşısında ,Roma nın en ünlü caddelerinden biri olan Via Condotti caddesi var. Bu sadece bir cadde. Ünlü olmasının nedeni ise dünyanın en ünlü ,en pahallı markaların mağazalarının bu caddede yanyana olması. Hermes,Louis Vouitton,Prada,Gucci,Dolce Gabbana hatta Tiffany...





Şehir tarih ve eser olarak o kadar dolu ki bu merdivenlerin bu kadar öne çıkması bana göre bir pazarlama dehası. Tabii bu benim düşüncem! 
Ve altta da merdivenin tepesinden çekilmiş görüntüler ... 














Bir sonra ki durak ,beni çok etkileyen ve görmeyi en çok istediğim yer olan Pompei. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...